Yük nasıl taşınır?

29 Eylül 2018 06:01

Hamalsan iki şey önemli senin için: Yük ve yol...



Ancak sırtına aldığın yükle bu mesafeyi aşabilirsen, ücret mevzu bahis oluyor. Aksi olursa, cereme çekiyorsun! Bunu düşünüyordum. Yanımdaki hamalla yola çıktık.

İhtiyardı. Kendinden büyük bir yük almıştı. Benim sırtımda ise bir kaç bavul vardı sadece, onunkinin çeyreği... Diyordum ki içimden "Çok gitmeden kıvrılırsa titreyen bacakları, yüklenirim sırtındaki yükün yarısını!"

Nitekim çok geçmeden dedi ki:

"Mola vakti. Gel biraz dinlenelim!"

"Ne molası", dedim ona hayretle. "Ben daha terlemedim!"

Sözüme aldırmadı. Durdu. Çöktü. Salarken yükünün ipini

"Sen de dinlen hadi" dedi.

Benim canım sıkılmıştı bu işe. Genç olduğumu, ondan kuvvetli olduğumu, bunun gibi bir bunakla yola çıkmamın ne büyük hata olduğunu düşünüyordum. O ihtiyar, bir bacağını azıcık uzatmış halde sessizce dinleniyorken, ben huzursuz bir şekilde ayakta dolanıyordum.

Bir saat kadar sonra yine durdu, oturdu, dinlendi. Ben kızgınlıkla dolandım etrafında...

"Yükünü indirip sen de dinlen", demesine aldırmadım, ona daha çok kızdım... Sonra yine durdu. Bana da "dinlenmemi" söyledi yine ama onu dinlemedim, dinlenmedim.

Yarım saat sonra "dinlenelim mi" diye sordu, aksi aksi başımı salladım...

Kaçıncı molasıydı hatırlamıyorum, birden bire dizlerimin bağı çözüldü. Kafamın içinde uçuşan kara sinekler sustu, çöküp kaldım. Kayış kolumdan çıktı, sırtımdaki bavullar kaydı. Ne kadar zaman geçtiğini fark etmedim. Uyumuştum da uyandım mı, yoksa bayılmıştım da ayıldım mı anlamadım... Baktım kendi kocaman yükünün üzerine benim bavullarımı da bağlamıştı. Küçük tasına birazcık su koyup dudağıma dayadı, içtim. Sonra koluma girerek; "Hadi kalk", dedi. "Bana yaslan. Ağır ağır gider ve bir süre sonra gene dinleniriz."

Dediğini yaptım. Omzundan güç aldım, ama asıl anlattıkları iyi geldi bana.

"Ben yılların hamalıyım", dedi. "Nice pehlivan yapılı adamlar gördüm. Çoğu, dinlenmek istemediklerinden yükleriyle birlikte kendilerini de toprağa serdi sonunda... Yolda gördüğümüz saçılmış kuru kemiklerin çoğu, anlattığım bu insanlara ait... Hâlbuki bir yükü "taşımak" bizim işimiz, "altında ezilmek" değil! Unutma ki bir yük taşıdıkça ağırlaşır. Dinlenerek sen yükünü hafifletiyorsun! Belki günün birinde hamallığın şekli değişir. Belki o günleri ben göremem. Ama sen kavuşursan o zamanlara, aman ha, kafanın içinde de sakın yük taşıma... Akşamları bırak ve hafifle... Sabah dinlenmiş olarak yeniden tekrar taşırsın yükünü... Bizim işimiz, bugünü yarına taşımak, bugünün altında yok olmak değil. Çünkü yarınlarda bizi bekleyenler var, taşıdıklarımızı bekleyenler var..."

***

TAVŞANI KİM VURDU?

Doğum odasından çıkan doktor etrafına şöyle bir baktıktan sonra kapıda duran 90 yaşlarındaki adama “İçeride doğum yapan torununuz mu, bir yakınınız mı?” diye soruyor.

“Eşimdir” diyor yaşlı adam…

Doktor şaşırıyor:

“Fakat hanım 19 yaşına…”

Yaşlı adam:

“Tamam, işte…” diyor. “ O benim eşimdir. Niye şaşırdınız, ben baba olamaz mıyım?”

Doktor hafifçe tebessüm ediyor:

“Aklıma benim rahmetli dedem geldi de…”

“Ne olmuş dedene?”

“Dedem av meraklısıydı. Sürekli ava çıkardı. Ancak yaşlanınca zorlanmaya başladı. Günün birinde ava çıkarken yanlışlıkla tüfek yerine baston aldı eline… Ben de kendisiyle gittim. Ormanda epey yürüdükten sonra bir tavşan gördük. Dedim ya dedem hayli yaşlı... Tüfek zannettiği bastonu doğrulttu ve tavşana ‘Bum’ diyerek ateş etti. Tavşan o anda vurulup yere düştü. “

90 küsur yaşındaki adam kıs kıs güler:

“Olur mu? Başkası vurmuştur onu…”

Doktor “Evet” der, “Ben de bunu anlatmaya çalışıyorum, başkası vurmuştur tavşanı.”

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorumunuz site yönetimi tarafından kontrol edildikten sonra görünecektir.

Yorum Ekle