Gül Yaprağı Ağırlığı

19 Mayıs 2018 06:13

Uzakdoğu’da bir Budist tapınağı, bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu. Burada geçerli olan incelik, anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti.



Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı, kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu, o yüzden kapıda herhangi bir tokmak, çan veya zil yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı. İçerideki Budist rahip, kapıda duran yabancıya baktı. Bir selâmlaşmadan sonra sözsüz konuşmaları başladı.

Gelen yabancı, tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu. Budist bir süre kayboldu. Sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı.

Bu, yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti.

Yabancı, tapınağın bahçesine döndü. Aldığı bir gül yaprağını kabin içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı.

İçerideki Budist rahip saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı.

Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.

***

DÜZELTİLMESİ GEREK İNSANLAR

Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra, pazar sabahı kalktığında keyifle eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını hayal ediyordu.

 Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve parka ne zaman gideceklerini sordu.

 Baba, oğluna söz vermişti; bu hafta sonu parka götürecekti onu ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu.

 Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti.

 Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna uzattı:

“Eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni parka götüreceğim!” dedi.

 Sonra düşündü:

“Oh be, kurtuldum! En iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez!”

 Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi:

“Babacığım, haritayı düzelttim. Artık parka gidebiliriz!” dedi.

 Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de hayretler içindeydi ve oğluna bunu nasıl yaptığını sordu

 Çocuk şu ibretlik açıklamayı yaptı:

“Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan resmi vardı. İnsanı düzelttiğim zaman dünya kendiliğinden düzelmişti!”

***

Boş yere “dünyayı düzeltmek istiyorsan önce insanı düzelt” denmemiş!

Ne var ki, esas olan düzeltilecek veya düzeltilmesi gereken insanları bulmak…

Herkes kendine göre iyi, düzeltilmesi gerekenler o kişinin dışında…

Herkes düzeltilmesi gereken insanı, kendi içinde değil de hep başka yerde aradığı için sorun da çözülemiyor.

Dünyayı düzeltmek için insanı düzeltmek doğru da, insanı düzeltmek için de önce kendimizden başlamamız gerekmiyor mu?

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorumunuz site yönetimi tarafından kontrol edildikten sonra görünecektir.

Yorum Ekle