Gürsel’ İn Mektubu

Gürsel’ İn Mektubu

1960 yılı Mayıs ayı, Türkiye’de büyük bir kaos dönemiydi. İktidar ve muhalefet birbirine zıt düşmüş, giderek artan dozda didişiyor, öğrenci olayları giderek tırmanıyordu.

Türk Silâhlı Kuvvetleri ise için için kaynıyordu.

38-39 (Yüzbaşı- Albay rütbesinde) subay, orduyu ele geçirme ve ardından yönetime hakim olma hesapları içindeydi.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü ERDELHUN, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal GÜRSEL idi.

Daha sonra Milli Birlik Komitesi adlı darbeci subaylar içinde olmadığı anlaşılan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal GÜRSEL, gelişen olaylar karşısında, Milli Savunma Bakanı Ethem MENDERES’ e bir mektup yazarak, siyasal bunalımdan çıkış için bazı önerilerde bulundu.

Bunun üzerine GÜRSEL, Bakanlık kararıyla iki ay sonra emekliye ayrılmak üzere zorunlu izne çıkarıldı. Orgeneral GÜRSEL, 3 Mayıs 1960 günü, Kara Kuvvetleri’ne bir veda mesajı yayınladı:

“K.K.K.’dan izinli olarak ayrılıyorum. Bütün silâh arkadaşlarıma veda ederim.

Sizlere son sözlerim şunlar olacaktır:

Her şeye rağmen Ordu’nun ve taşıdığınız üniformanın şerefini daima yüksek tutunuz. Şu sıralarda memlekette esen hırslı politika havasının zararlı tesirlerinden kendinizi korumasını biliniz. Ne pahasına olursa olsun, politikadan uzak kalınız. Bu sözlerim, şerefli Ordu’nun kudreti ve memleketin kaderi için hayatî ehemmiyeti haizdir. Bütün gayretinizi memleket müdafaası için lâzım olan kudretinizi arttırmaya ve onu en yüksek dereceye çıkarmaya hasrediniz. Sizlere inanıyor, son erden en büyük kumandana kadar cümlenizi derin saygı ve sevgi ile selâmlıyorum.

Bu yazımın en küçük birliklere kadar ulaştırılmasını rica ederim.

Cemal GÜRSEL

Orgeneral

K.K.K”  (Cemil Sait Barlas, Devrilen Diktatörler, İstanbul, 1960, Sayfa 50)

***

“Ne pahasına olursa olsun, politikadan uzak kalınız” diye silâh arkadaşlarını uyaran Orgeneral GÜRSEL, ertesi gün ailesinin bulunduğu İzmir’e hareket etti.

Bir dizi olaydan sonra, 27 Mayıs 1960 sabahı Türk Silâhlı Kuvvetleri, Demokrat Parti iktidarını devirerek yönetime el koydu.

Tekrarlayalım, Türk Silâhlı Kuvvetleri adına iktidarı deviren ve yönetime el koyanlar, “Milli Birlik Komitesi” adı altında birleşmiş, belirli sayıda bir subay grubuydu.

Aynı gün, bir heyet, Hava Kuvvetleri’ne ait bir uçakla İzmir’e giderek, Orgeneral Cemal GÜRSEL’i aldı ve Ankara’ya getirdi.

GÜRSEL,  28 Mayıs’ta, Devlet ve Hükümet Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve Türk Silâhlı Kuvvetleri Başkomutanlığı yetkilerini üstlenerek yeni hükümeti kurduğunu açıkladı.

Prof. Dr. Sıdık Sami ONAR başkanlığında toplanan bir bilim heyeti, 28 Mayıs’ta “Anayasa Komisyonu Raporu” adı ile bir bildiri yayınlayarak, “Demokrat Parti iktidarının meşruiyetini yitirdiğini, 27 Mayıs İhtilâli’nin meşru olduğu yolunda” bir açıklamada bulundu.

Bu arada çeşitli dergi, broşür ve basılı yayın organlarıyla Darbe’nin meşruiyetini toplumun kabul etmesi yönünde yayınlar yapılmaya başlandı.

Daha önce sözü edilen Orgeneral Cemal GÜRSEL’in Milli Savunma Bakanı Ethem MENDERES’e yazdığı mektup da kamuoyunun bilgisine sunuldu.

Örneğin, Kurmay Binbaşı Avni EELEVLİ’nin kaleme aldığı “Hürriyet İçin” isimli kitapta yayımlanan mektup aynen şöyledir:

Aziz Vekilim;

Dün geceki konuşmalarımızın ışığı altında zatıâlinize memleketin huzur ve istikrarı için alınması lâzım gelen tedbir ve kararlar hakkındaki görüşlerimi arz etmeyi millî ve vatanî bir vazife bilirim.

Sayın Başvekil’in açıklamalarını dinledim ve okudum. Bunlarda, benim düşüncelerimin kabulüne müsait bir zemin henüz mevcut olmadığı aşikâr olarak belli ise de, gene de düşüncelerimin sizlere iblâğının zaruretine inanıyorum.

Muhterem Vekilim; şu hakikati kabul etmek lâzımdır ki, Kayseri hâdiseleriyle başlayıp son karar ve feci olaylara kadar devam eden vak'alar vatandaş ruhunda derin tesirler ve Hükûmete karşı telâfisi güç hoşnutsuzluklar yaratmıştır. Hele Ordunun talebelere karşı akılsızca kullanılması, işin vahametini arttırmış, Ordu mensuplarında da huzursuzluk ve güvensizlik hisleri belirmiş, korkulan şey olmuş, Ordu politikaya karıştırılmıştır.

Sayın Vekilim; bu ahvâl küçümsenecek, cebir ve şiddetle geçiştirilecek şeylerden değildir.

Memleket, Hükûmet ve Partinin düştüğü bu müşkül vaziyeti kurtarmak için sükûnetli fakat ciddi ve zecri tedbirler almak lâzımdır. Bu tedbirler şunlar olmalıdır:

1 - Cumhurbaşkanı istifa etmelidir. Çünkü bütün fenalıkların bu zattan geldiği hakkında memlekette umumi bir kanaat vardır.

2 - Kabine'de iyi kabul edilmeyen ve suihalleri bütün memlekete yayılmış bulunan zevat çıkartılmalı ve yeni kabine mutlak dürüst, makûl, zorcu değil, adalet ve şefkat hissi taşıyan zevattan kurulmalıdır.

3 - İstanbul, Ankara Valileri ve Emniyet Müdürleri süratle değiştirilmelidir.

  1. Ankara Örfi İdare Kumandanı derhal değiştirilmelidir.

5 - Son çıkarılan ve Tahkikat Komisyonları ihdas eden Kanun kaldırılmalıdır.

  1. Mevkuf gazeteci bir af kanunu ile kısa zamanda tahliye edilmelidir.
  2. Son hadiselerde tevkif edilen talebeler serbest bırakılmalıdır. İlim müesseseleri yeniden faaliyete geçirilmelidir.
  3. Şimdiye kadar çıkarılan bütün antidemokratik kanunlar tedricen kaldırılmalıdır.
  4. Vatandaşın hürriyet ve eşit muamele hakkına mutlak surette riayet edilmelidir.

10.Ordunun mesêleleri süratle hal edilmelidir.

  1. Din istismarcılığından vazgeçilmelidir.
  2. Suiistimaller oluyor mu bilmiyorum. Fakat olduğu hakkında umumi bir kanaat mevcuttur ve milletin, Hükûmete karşı itimatsızlığına sebep olmaktadır. Bu gibi kötülüklerin şiddetle bertaraf edilmesi lâzımdır.
  3. Müstesna zamanlar ve günler haricinde hükûmet büyüklerinin memleket gezilerinde suni büyük vatandaş topluluklarıyla karşılanmaları usulü terk edilmelidir.

Muhterem Vekilim, bu yazdıklarım aslâ bir parti ve politika mülâhaza ve tesiriyle yazılmamıştır.

Memleketin durumunun bu tedbirlerin alınmasının zarurî kıldığına inandığım için arz edilmiştir.

Sizlerin vatanperverlik ve vicdanlarınıza hitap ediyorum. İyi düşününüz, iyi hareketler yapınız.

Memlekette çok şeyler yaptığınız muhakkaktır, fakat bu da aslâ kâfi değildir. Bu yapılan işleri müstemleke idareleri de yapar, yapıyor ve yapmıştır.

Asıl mühim olan toplumun ruhunda yaşama şevk ve azminin geliştirilmesi, hak ve hürriyet aşkının kökleştirilmesi ve vatandaş idrakinin yüksek ve necip hislerle donatılmasıdır.

Olaylar bu yolda olmadığınızı göstermektedir. Talebelerin hürriyet duygusu ile yaptıkları mâsumane tezahürata karşı, kıtalar sevk edilmesi ve onların desteği ile emniyet kuvvetlerinin ilim yuvalarının içine kadar girerek talebeleri, profesörleri ile beraber coplarla ve kurşunlarla tedip etmesi feci bir şeydir.

O hengamede kız talebelerin yürekler parçalayan çığlıklarının analar, babalar ve halk ruhunda unutulmaz yaralar açacağını ve açtığını anlamamak, memleketin huzuru bakımından büyük hata  ve hazin bir gaflet olduğuna kaniim.

Bizim gençlerimizde hak, adalet ve hürriyet duygularının gelişmesinden ve kemâlinden memnun olmamız lâzım gelmez mi? İstikbâli hissiz, duygusuz müstemleke ruhlu, yalnız maddeci bedbaht insanlara mı bırakmak istiyoruz?

Sayın Vekilim, maruzatım muhakkak ki çok mühim ve hatta çok cüretkâranedir. Fakat memleket için, milletin selâmeti için, Hükûmet ve hatta partinizin kurtarılması için dikkate alınması lâzımdır ve hatta çok lâzımdır.

Saygılarımla…

 

(imza)

3 Mayıs 1960

Kara Kuvvetleri Kumandanı

Orgeneral

Cemal GÜRSEL (Avni Elevli, Hürriyet İçin, Yeni Desen Matbaası, Ankara, 1960, Sayfa 16-18)

***

7 Mayıs 1960 askeri darbesi üzerinde durmayacağım.

Benim üzerinde durduğum konu, sadece Orgeneral Cemal GÜRSELin 3 Mayıs 1960 tarihli Milli Savunma Bakanlığı’na yazdığı mektup.

Aradan uzunca bir zaman geçti. Mektubun nasıl yazıldığı ortaya çıktı. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal GÜRSEL, el yazısıyla bir kâğıda mektubunu yazdıktan sonra, daktiloya bizzat kendisinin çekmesi için karargâhta görevli ve çok güvendiği bir kurmay subay olan Alpaslan TÜRKEŞ’e vermiş. Mektubu daktiloya çektikten sonra, bir suretini kendinde saklayan Sayın TÜRKEŞ, mektubun aslını aradan yıllar geçtikten sonra yayımladı.

Anlaşıldı ki, Milli Birlik Komitesi, 27 Mayıs 1960 askerî darbesinden sonra, mesajın ilk maddesini değiştirmiş. Değiştirilen maddenin aslı şöyle:

“1 - Cumhurbaşkanı istifa etmelidir. Cumhurbaşkanlığına Sayın Adnan MENDERES getirilmelidir. Bu muhterem zatı her şeye rağmen Milletin çoğunluğunun sevmekte olduğuna kaniim, bu sevgiden istifade edilerek kırılanların gönülleri alınmalı ve millete yeniden güven telkin edilmelidir.”

Mahkeme sırasında Başbakan Adnan MENDERES, yakınlarının ve avukatlarının tüm önerilerine rağmen, “Cumhurbaşkanı Celal BAYAR ile ilişkisinin bozulmaması için”, bu mektubun gündeme getirilmesini istememiş. İnanılır gibi değil ama o şartlarda bile, (söylenenlere göre) “Türk Silâhlı Kuvvetleri” nin itibar kaybına uğrayacağı korkusuyla, mektubun gündeme getirilmesini kabul etmemiş.

Bu arada, baskıyla "mektubun orijinal halinden bahsettirilmediği", iddiası da söz konusu...

Yassıada’da yargılanan pek çok Demokrat Partili bakan ve milletvekili, bu mektuptan çok sonra haberdar olmuşlar.

Uzun yıllar önce, Yassıada Mahkemeleri’nde avukatlık yapan Sayın Hüsamettin CİNDORUK ile MENDERES ailesinin avukatı Sayın Burhan APAYDIN, sözü edilen mektup hakkında açıklama yaptılar. Kısacası konu biliniyor.

Araştırma yapanlar için küçük bir açıklamada bulunayım:

Rahmetli Cemal GÜRSEL’in yeniden düzenlenmiş ve hatta sansürlenmiş mektubu, 12 Temmuz 1960 tarih ve 10549 sayılı  Resmi Gazete’de "O Günlerin Fevkaladelikleri Dolayısıyla Resmi Gazete'ye Girmeyen Yayınlar" başlığıyla, "Üniversite Olaylarını Müteakip K.K.K. Org. Cemal Gürsel'in Sabık Milli Müdafaa Vekili'ne Yazdığı Mektup" alt başlığı ile yayımlandı.

Ulusal basında, mektubun orijinalinin, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü “Yassıada Belgeleri” içinde muhafaza edildiği iddiası var.(Zaman, 9.9.2006)

Ben, tarihin tozlu rafları arasında bulunan ve halen sıcaklığını koruyan bir konuyu belki gözden kaçmış olabilir diye tekrar hatırlatmak istedim.

Elbette, ilgi duyana…

(NOT: Demokrat Parti de dahil herhangi bir partiye özel bir sempatim yok. Rahmetli Adnan MENDERES’ e hem Başbakanlıktaki icraatları, hem de kişisel bazı davranışları nedeniyle sıcak bakamıyorum.

Yassıada Komutanı Top. Alb. Tarık GÜRYAY’ ın, Adnan MENDERES ve yakınlarına gösterdiği çirkin davranış, zihnimin bir yanını hep işgal ediyor.

Yassıada Yargılamaları’ nı önceleri hiç anlamamış; yıllar sonra okuyup inceleyince çok büyük bir dram olduğu kanaatine varmıştım, kanaatim hiç değişmedi.

Şüphesiz en doğru yargıyı Tarih verecektir.)

AHMET AKYOL, YALOVA, 3 Mayıs 2017

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorumunuz site yönetimi tarafından kontrol edildikten sonra görünecektir.

Yorum Ekle