bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort şişli escort escort istanbul yeni escort escort bayan ataşehir escort mecidiyeköy escort beylikdüzü escort sakarya escort kocaeli escort escort bayan bodrum bodrum bayan escort

4 Temmuz, İnsan Hakları İhlâli Günü

4 Temmuz, İnsan Hakları İhlâli Günü

Aklıselim sahibi, vatansever hiçbir Türk’ün, 4 Temmuz 2003 günü Irak’ta, ABD’li askerlerin Türk askerlerinin başına çuval geçirmesini unuttuğunu zannetmiyorum.

Irak- Süleymaniye’ de meydana gelen bu olaydan ders çıkarmamız gerekir.

Bu olay, kişisel ilişkilerin kişisel kalacağının, hiçbir ülkenin dost olamayacağının; uluslararası ilişkilerde kişisel yaklaşımların değil, ulusal çıkarların ne kadar önemli olduğunun göstergesidir.

ABD kuvvetlerinin kullandıkları şiddet ve Türk askerinin onurunu inciten eylemleri hiçbir şekilde mazur görülemez. Savaş halinde bile, düşman askerlerine bu şekilde davranılmasını uluslararası antlaşmalar yasaklamıştır.

ABD, bugün, Türk askerinin bölgedeki gücünden ve etkisinden rahatsızdır- o zaman da rahatsızdı.  Bunun nedeni de, Türk Ordusu’nun son yıllarda gerçekleştirdiği yapısal değişikliktir. Türk Ordusu’nun etkin bir güç haline gelmesi, ABD’yi rahatsız etmektedir. Bu durum, ABD Kara Kuvvetleri’nin resmi yayın organı olan “ Parameters” dergisinde, 2000 yılında yayınlanan “ Yükselen Hegemon: Türk Stratejisi ile Askeri Modernizasyon Arasındaki Uçurum” adlı makalede açıkça görülmektedir. 1990’lı yıllarda Türkiye’nin terörle mücadele sırasında ekstra kabiliyetler kazanması da Amerika açısından rahatsız edicidir.

Kuzey Irak’ta, askerlerimiz hem ABD, hem de onların güdümündeki peşmergeler tarafından rahatsız ediliyor, Türk askerine “ Buradan gidin “ mesajı verilmeye çalışılıyordu.

Tacizler boşuna değildi. Kaldıkları yerler, ABD’nin isteğiyle sık sık değiştiriliyordu. Amaç, askerlerimizin bu yapılanlara karşı çıkıp, bir olaya sebebiyet vermelerini sağlamaktı.

ABD’li askerlerin Türk Özel Kuvvetler Timi’yle gözaltına aldıkları İngiliz Michael Todd diyor ki:

“…Türk Tim Komutanı’nın ‘olay sırasında çatışmalıydılar’ eleştirisine üzüldüm. Türk komutan çatışmada korkmadı. Ancak, çatışmanın yaratacağı gelişmeleri dikkate alarak, doğru karar verdi. Çatışmada her iki taraftan da ölenler olacaktı. Ancak, Amerikalılar, ‘Türkler Kerkük Valisi’ne suikast düzenleyeceklerdi, onun için öldürüldüler’ diyecekti. Doğrusu, Türkler Kerkük Valisi’ne suikast düzenlemeyeceklerdi. Yalan için ölmek doğru değildi”

Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi ÖZKÖK, o zamanlar bu olayı şöyle değerlendirmişti:

“ Türk – Amerikan ilişkilerine, Türk – Amerikan silâhlı kuvvetlerinin ilişkilerine büyük önem veriyoruz. Her ikisinin de iki ülkenin menfaatlerine büyük katkısı olduğuna inanıyoruz. Ama bu ilişkilerin önemi kadar önemli olan bir şey daha vardır. O da milli onurumuz ve Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin onurudur.

...Süleymaniye olayı bizi çok incitmiştir. Bu şekilde hareket edilmesi incinmemizi artırmıştır. Çok basiretli davranılmıştır.  Eğer orada basiretli davranmasaydık ve bir çatışma çıksaydı, bugün bütün kabahat bizim üzerimizde kalacaktı. ‘Bir şeyler yapıyorlardı, yakaladık’ diyeceklerdi. Böylece biz durum üstünlüğü kazanmış olduk. Tekrarı olmamalı... Tekerrüründe artık iş bu defa olduğu gibi olmaz.”

Daha sonraki dönemde Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı yapan E. Korg. İsmail Hakkı PEKİN’ in tespit ve değerlendirmelerine bakın, diyor ki:

“ Amerikalılar, özel kuvvetlerin Süleymaniye karargâhına baskın yaptığında, kasada bulunan kozmik bilgiler imha edilemedi. İmha edilemeyen evraklarda gayri nizami harp plânları vardı. Türk Ordusu, Irak'taki Türkmenlerin olası bir işgal durumunda nasıl örgütleneceğini, liderlerin bilgilerini o kasada tutuyordu. Ancak bilgiler Amerikalıların eline geçti. Sonrası ise tam bir utanç tablosu... İsimleri bulunan liderler teker teker ortadan kaldırıldı.”( 8 Mayıs 2015, Ulusal Kanal)

ABD askerinin hareketi bilinçlidir. Albay Mayvill’nin bu eylemi, genel karargâhın bilgisi dışında yaptığını düşünmek cahillikten başka bir şey değildir.

ABD, bu eylemle, TSK’nin içte ve dıştaki imajını zedelemeyi amaçlamış, askerin konumunu tartışmak için zemin yaratmıştır.

ABD, Süleymaniye’de, Türk askerinin bölgedeki etkinliğini ve gücünü küçük düşürmek, ‘ Türk askeri de kim oluyor’ dedirtmek için, bizim askerimizi gözaltına almıştır.

Türk askerine kelepçe takmakla, Türk askerinden ödü kopan peşmergelere, bakın biz neler yapabiliyoruz, mesajı verilmiştir.

Ve bunu, sözüm ona bizimle dost olduğunu söyleyen, ancak hiçbir zaman Türkiye’nin stratejik dostu olmayan ve gelecekte de olmayacak olan ABD yapmıştır.

Mevcut hükümetin olay sırası ve sonrasındaki hareket tarzını ve uygulamalarını tarih muhakkak değerlendirecektir.

Müessif olay, ne tesadüftür ki, ABD’nin kuruluş yıldönümü olan 4 Temmuz Cuma günü meydana geldi; 5 Temmuz Cumartesi günü, ulusal basında haber olunca anlaşıldı.

O gün, bütün haberleri izledim.  Televizyonlarımızın maşallahı vardı.  Vur patlasın, çal oynasın programlarını büyük bir yayımcılık sorumluluğuyla(!)  sürdürdüler. Arada bir konuşan yetkililer de, hafta sonu tatili nedeniyle, ABD’de herhangi bir yetkiliyle irtibata geçemediklerini ifade ettiler.

Bir süre sonra, Türkiye- ABD Ortak Araştırma Grubu oluşturuldu. Bu grup, 15 Temmuz 2003 günü, ortak bir rapor yayınladı.

Raporda bazı cümleler doğrudan söyledikleri ile değil, ima ettikleri ile bazı mesajlar veriyordu. Anlayan anlasın der gibi...

“...Grup, olayı tüm yönleri ile değerlendirerek, uzun geçmişe sahip ikili ilişkilerin temelini oluşturan güven ve itimat ortamının yeniden tesisi amacıyla işbirliğinin geliştirilmesine yönelik görüş alışverişinde bulunmuştur.”

Görülüyor ki, iki taraf da, açıkça karşılıklı güven ve itimat ortamının ortadan kalktığını kabul etmiş.

Ancak, güven ortamının tekrar tesisine vurgu yapılmış; ipler kopmadı ama kopma noktasına geldi denmiş.

“...Her iki taraf, müttefikler arasında vuku bulan bu olay ve Türk askerinin gözaltında maruz kaldıkları muameleyi üzüntü ile karşılamıştır.”

ABD, özür dilememiş ama üzüldüm demiş ve biz de bununla yetinmişiz.

Türk tarafını gerçek anlamda tatmin edecek bir açıklama olabilmesi için, Amerikan yönetiminin resmen özür dilediğine ilişkin bir ifadeyi içermesi gerekirdi. Ancak, çıkan metin “ özür” ün bir derece altında kalacak şekilde ABD’nin hatalı davrandığını açıkça kabul ettiği bir formülâsyonu yansıtmış. Amerikan tarafı, kendi askerlerinin icra ettikleri baskını ve ayrıca Türk askerlerine yaptıkları muameleyi (LÜTFEN) “ üzüntü “ ile karşılamış.

Unutmayalım ki, ABD, hiçbir zaman özür dilemez; büyük bir pişkinlikle de bildiğini okumaya devam eder.

Toplum içinde, birkaç kişi sesini yükseltir, karşı çıkmak ister ama toplumun büyük kesimi duyarsız davrandığı için, sesi boşlukta kaybolur.

Yakın geçmişimizde de böyle olmuştur.

Hatırladığım kadarıyla, Muavenet gemimizi vurdular. Yenisini vereceklerini söylediler, vermediler. Herhalde bu konuyu hatırlayan yok ki, üzerine bir bardak soğuk su içtik.

Yeşilova kaymakamımızı bir ABD’li subay tokatladı, sesimiz çıkmadı. Bu ABD’li subaya bir ceza verildiğini duydunuz mu?

Rahmetli Orgeneral Eşref BİTLİS’ in uçağını inişe zorladılar, gıkımız çıkmadı.

İnişine izin vermediğimiz bir ABD helikopterini şakır şakır Bolu’ya indirdiler, tıss... Hiç tepki yok.

Siz olsanız, böylesine sesi soluğu çıkmayan, her türlü soğuk ve hoşlanılmayan muameleye razı bir ülke bulsanız, kalkıp da özür diler misiniz?

ABD’li askerlerin, dolayısıyla ABD’nin 4 Temmuz 2003 günü sergilemiş olduğu davranış, ne dostluğa sığar, ne de müttefikliğe...

Günümüzde bazı siyasetçilerin “ABD, terör örgütü ve uzantılarını destekliyor” sözlerini hayretler içinde izliyorum. Bölgede görev yapan generallerimiz açık açık “ABD ve bazı AB ülkeleri, bölgede terör örgütünü destekliyor, havadan yardım malzemeleri atıyor” dediğinde bu sözlere nedense fazla itibar edilmedi. Bakın, aşağıdaki açıklamalar Haziran 2006 tarihli…

Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Nabi ŞENSOY diyor ki:

“…Kuzey Irak’taki 3 000 PKK militanı Türkiye içinde eylem düzenlemek için sınıra doğru ilerliyor. Kuzey Irak’taki önde gelen ve ABD’nin müttefiki olan iki Kürt grubu (IKYB ve IKDP), PKK’ya silâh, güvenli geçiş ve lojistik destek sağlıyor.”

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson’un sözleri de tam bir itiraf:

“ Türkiye’nin PKK ile mücadelesine yardımcı olmak için, ABD’nin yapabileceği her şeyi yaptığı konusunda tatmin olmuş değilim.”

4 Temmuz’da, ABD’nin bağımsızlık gününde, ABD’nin Türk askerine yaptığı bu çirkin davranışı, bir kere daha şiddetle kınıyorum.

Ve bir kere daha söylüyorum: ABD, Türkiye’nin stratejik dostu ve müttefiki değildir.

ABD, her fırsatta, Türkiye’yi kendi stratejik hedefleri için kullanmayı düşünmüştür ve gelecekte de bu böyle olacaktır.

Stratejik ve jeopolitik konumundan dolayı Türkiye’nin uluslararası ilişkilerde en dikkatli davranacağı ve hiç açık vermemesi gereken ülkelerden biri ABD’ dir.

(NOT: ABD’ nin Büyük Ortadoğu Projesi/BOP hakkında bilgi sahibi olmadan, Türkiye’ nin Ortadoğu ülkeleri ve komşularıyla ilişkileri hakkında fikir ileri sürmek, abesle iştigalden başka bir şey değildir.)  

AHMET AKYOL, YALOVA, 4 Temmuz 2017

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorumunuz site yönetimi tarafından kontrol edildikten sonra görünecektir.

Yorum Ekle